17 Ağustos 2010 Salı

"elestirmezse olecek" hastaligi

Eksisozluk jargonuyla baslik acmak gibi bir niyetim yoktu, ama cuk diye oturdu mu oraya ne ?

Bugun blog’un kurucularindan olan bir dostumla iki saatlik bir telefon konusmasi yaptik ("tesislerimizde ilgi ve itinayla beyin tumoru yetistirilir"). Bizim bir blog acarkenki amaclarimiz sunlardi:

• Birbirimizden kilometrelerce uzakta gecirdigimiz zamanlarda (ki senenin buyuk bir kismini boyle geciriyoruz) birbirimizin fikirlerini takip edebilmek.

• Dahasi, kendi fikirlerimizin gelisimini, evrimini takip edebilmek. Yasadiklarimizi, dusunduklerimizi unutmamak, kaydetmek.

• Uzun vadede ise, bizim yasadiklarimizi yasayan, benzer dusunen uc bes insanla bulusmak. Bu vesileyle guzel bloglari kesfedip onlari takip etmek. Nitekim gazete okumaya artik midemiz el vermiyor, bircok insan gibi biz de bir suredir alternatif iletisim aglarini bulup takip ediyoruz.

Bugun dostumla telefonla konusurken bana blog acmamiz konusundaki tereddutlerinden bahsetti (artik cok gec olsa da). Bunlardan bir tanesi “ben kimim ki?” hissiydi. Dogru, biz kimiz ki?

Konustukca ikimiz de fark ettik ki bu “biz kimiz ki?” hissi mutevaziliktan ziyade gereginden fazla elestiri yapma aliskanligindan besleniyor. Hakikaten de, geriye donup 28 senelik kisa (ama islevi buyuk) hayatima baktigim zaman fark ediyorum ki senelerimi hicbir sey yapmayip her seyi elestirmekle gecirmisim. Yakinimdaki insanlardan tutun goz onunde bulunan unlu insanlara kadar herkesle ilgili makara kukara yaparak yillarimi harcamisim (daha da harcarim, bu da boyle bir kisilik bozuklugu iste). Bu elestiri hastaliginin soyle bir yan etkisi var yalniz: Kucumsemeyi ikinci dogan haline getirdigin zaman kendin de bir sey yapmaya korkar hale geliyorsun. Yaptigin sey yerel bir konferansa makale gondermek gibi, hatta ve hatta blog acmak gibi ufacik bir sey olsa bile, korkuyorsun. Elestiri de, ozelestiri de iyidir, candir, ama dozu kactigi zaman felc ediyor insani iste boyle.

Daha 3-4 gun once actigimiz bu blog’ta yazarken hakikaten kotu (veya istedigim duzeyin cok cok altinda) bir yazar oldugumu fark ettim. Ben saniyordum ki bana bir firsat verilse dunyanin en komik esprilerini, en zekice tespitlerini yapacagim; arkadaslarimin gonlune esi benzeri gorulmemis bir icgoruyle nufuz eden yazilar yazacagim. Yazamiyormusum oyle. Bilgisayar karsisina gectigimde agzimdan, elimden klise kaliplardan baska bir sey dokulmuyormus. Demek ki, hakikaten de “ben kimim ki?” diye kendimi asagilamakta hakliymisim (demek ki neymis?).

Bunu fark etmek icin gunluk tutar gibi blog tutmaya gerek var miydi? Evet. "Herkesi elestiriyorum, tamam, ama kendimi de cok elestiririm mesela" deyip mutevazilik kisvesi altinda hicbir sey yapmamak ile iki cift laf etmeye yeltenip agzindan alevler cikacagini sanarken komik bir buharin ciktigini gormek arasinda daglar kadar fark var. Cunku "ben kimim ki" deyip de kenarda oturdugunuz, eyleme gecmediginiz zaman, icten ice hala "belki ufak da olsa bir eyleme gectigim zaman o kadar da kotu isler cikmayacak elimden" diye dusunuyorsunuz. Cunku, sandiginizin aksine o kadar da ozelestiri ustasi degilsiniz. Cunku, "kendi kendimin en buyuk dusmaniyim" gibi beylik laflar etseniz de aslinda kendinize cok da kiyamiyorsunuz.

Ha bu durumda ne kazandim? Degme kose yazarlarina “bu da kim ki!?” diye nanik yaparken acinacak kadar komik bir duruma dustugumu fark ettim (hem de 3 gunde fark ettim! Ba ba ba!). Bir konuda fikir belirtmek, akademik makale yazmaya benzemiyormus cunku. 3 gunde de olsa baskalarinin yazdiklarini "hih!" demeden okumayi ogrenmeye biraz daha yaklastim sanki (bir yil falan gecsin hele bir, ucuncu goz bile cikaririm ben alnimin ortasindan). Ha tabi bir de yukarida saydigim sebepler var (uzaktaki dostlarimla kontakt icerisinde olmak vs).

Okkali bir bitiris cumlesi yazayim suraya isterdim ama, yeterince "akilli bidik"lik yaptim saniyorum.

--alamet-i yarika

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder